Töz
Added 2021-10-15 18:00:01 +0000 UTC13 Temmuz 2009
Felsefe geleneği sıfır olan bir ülkede felsefe terimlerine Öztürkçe karşılıklar uydurmak mantıklı iş midir? Bir felsefe metninde substance yerine töz, accident yerine ilinek, matter yerine özdek koyunca vatandaş daha mı iyi anlar? Yoksa bir halt bilmeyen edebiyat bölümü kızlarına daha iyi mi hava atılır, burnunu hafifçe yukarı kaldırıp anlaşılmaz kelimeler söyleyince? Lise sona geçtiğim sene, Sartre’ın imkânsız derecede zor bir felsefe metnini Türkçeye çevirmeyi kafama koymuştum. Bir yaz boyu onunla cebelleştim. O zamanlar pek meraklıydım tözlere, ilineklere; bilirim.
Şimdiki aklım olsa var ya, direkt konuşmayı denerdim kızlarla.[1]
Felsefeci bir arkadaş yazmış, töz kelimesini sormuş. “İngilizce substance’ı karşılıyor, ama substance’ın bir esprisi var, ‘altta duran’ demek. Bu töz kelimesinin esprisi ne ola ki?”
Görev aşkıyla kolları sıvadım. Töz: Eski Asya Türkçesinde kullanılan bir kelime, 9. yüzyıla ait Uygur Maniheist metinlerinde, ondan biraz daha eski olan Huastuanift isimli Köktürkçe günah çıkarma kitabında geçiyor: “bir şeyin kökü, dibi, aslı”. Kaşgarlı’nın Divan’ında Arapça karşılığı “el-asl” diye verilmiş, ama bu devirde (11. yüzyılda) artık daha çok tüpi tözi (soyu sopu), özi tözi (özü aslı) gibi kalıp deyimlerde kalan bir kelime olduğu anlaşılıyor. Besbelli ki Eski Türkçesi törimek, bugünkü şekli türemek olan fiille kökteş. Eski Türkçede sözcük sonunda /z/ > /ri-/ problemi üzerinde tonlarca mürekkep akıtılmıştır. Bkz. göz > gör(i)mek, semiz > semrimek, yavız > yavrımak (kötüleşmek), vb.
Çağataycaya bakınca ummadık bir şey keşfediyoruz. Kulak tözi “kulağın dibi yani kökü” demekmiş. Vay canına! Toz değil töz.
Türkiye Türkçesinde hemen hemen hiç duyulmamış.[2] (Kulak tözü deyiminin kulak tozu olması da kelimenin halk arasında bilinmediğinin kanıtıdır.) 14. yüzyılda istisnaen Germiyanlı Cemali’nin Hurşid u Ferahşad tercümesinde rastlanıyor. Besbelli “bir kişinin soyu sopu, aslı” anlamında kullanılmış. TDK’nın Tarama Sözlüğü “asıl, tabiat, künh, aslî cevher” diye daha geniş açıklama gereği duymuş. Neden, nasıl, nereden çıkarmışlar bilinmez.
Sanırım bunun etkisiyle olacak, 1942 tarihli Felsefe ve Gramer Terimleri Sözlüğü kelimeyi canlandırmaya karar vermiş. Karşılığına “Osmanlıca” cevher, Fransızca substance diye yazmışlar. Türkçe Sözlük’ün 1945 baskısında töz “değişikliğe uğrayan şeylerde hep değişmez kalan şey, cevher” diye tanımlanıyor. Cevherin önünde de yıldız koymuşlar, “ölüme mahkûm kelime” anlamında. Tözcülük “olaycılığın karşıtı olan ve temel olarak bir tözün varlığını kabul eden öğreti” imiş, tözel de “töze değgin” demekmiş.
A substantial meal karşılığı “tözel bir yemek” diyebilir miyiz, yoksa sadece felsefik yazılarda mı kullanımı caizdir, onu açıklamamışlar.
[1]Ege Kayacan “dilde rahatlamanın” faydasından söz ettikten sonra bir öneride bulunmuş:
Doğrusunun direkt olduğu belli de, direk demek daha kolay değil mi? Konuşurken sondaki o /t/ sesini çıkarmak size de zor gelmiyor mu? Diğer yandan direk (bildiğimiz direk) “doğrudan” anlamını da güçlendirmiyor mu? Şahsen ne anlama geldiğini hiç bilmesem de, belki de konuşmaya ritim katmak için, direkmandemeyi bile desteklemek gerektiğine inanıyorum.
Cevabım:
Direkman’a bayılırım da, direkt’ten vazgeçemeyecek kadar Frenkçeye vakıfım maalesef. Tutarsızlık mı dediniz? Ona da bayılırım :))
[2]Hatırlatanlar oldu ki Anadolu’nun çeşitli yerel lehçelerinde kulak tozu değil kulak tözü denirmiş. Hatta kulak tozu deyimini hiç duymadığından benim yazdıklarıma çok şaşıranlar olmuş.
Benim bildiğim TDK, Kubbealtı, Okyanus, Meydan Larousse dahil piyasada bulunan BÜTÜN sözlüklerde kulak tozu demişler. Osmanlıca sözlüklerde tam emin olmak mümkün değil, ama 1680’de Meninski de kulak tozı diye Latin alfabesine çevirmiş. Demek ki neymiş? İstanbul ağzında en az 330 yıldan beri tozu imiş. Yazı dilinde öyle kullanılmış.
Daha önemlisi, TDK tarafından yeniden icat edilmeden önce bin sene boyunca Türkiye Türkçesinin HİÇBİR sözlüğünde töz diye bir kelime görülmemiş. Zaten öyle bir kelime olsakulak tözü bozulup tozu olmazdı. Kelimenin anlamını bilmiyorlar ki tozu diye bozmuşlar.
“Türkiye Türkçesinde hemen hemen hiç duyulmamış” demek yanlış, peki. “İstanbul Türkçesinde ve yazı Türkçesinde” demeliymişim. Ünye ile Konya Türkçesi bilmezmişik, naapalım?